Küresel sıcaklık artışı ve buzulların hızla erimesi, deniz seviyelerini her yıl biraz daha yükseltiyor. Uzmanlar, önümüzdeki 50 yıl içinde Türkiye’nin kıyı şeridinde önemli değişiklikler yaşanabileceğini ve bazı bölgelerin kısmen veya tamamen sular altında kalma riski taşıdığını belirtiyor. Özellikle iklim krizine karşı yeterli adaptasyon planı yapılmadığı takdirde, kıyı kentlerinde milyonlarca insanın etkilenebileceği öngörülüyor.
Deniz Seviyesi Yükseliyor: Bilim İnsanları Ne Diyor?
Birleşmiş Milletler İklim Paneli (IPCC) verilerine göre, 2100 yılına kadar küresel deniz seviyesi 50–100 cm arasında yükselebilir. Ancak son yıllarda hızlanan erime, daha kötü senaryoları da mümkün kılıyor.
Türkiye’de özellikle Marmara, Ege ve Akdeniz kıyıları, yükselen deniz seviyesinden doğrudan etkilenecek bölgeler arasında görülüyor. Uzmanlar, kıyı çizgisinin geri çekilmesiyle birlikte tarım alanları, limanlar, turistik bölgeler ve yerleşim yerlerinin risk altında olduğunu vurguluyor.
Risk Altındaki Şehirler: Haritalara Göre En Çok Etkilenecek Bölgeler
Yeni analizler, bazı şehirlerin 50 yıl içinde kritik derecede tehdit altında olabileceğini gösteriyor:
► İstanbul (Marmara Denizi Çevresi)
Özellikle Avcılar, Silivri, Bakırköy, Zeytinburnu ve Tuzla hattında kıyıya yakın birçok bölge risk taşıyor. Marmara kıyısındaki düşük rakımlı yerleşimler, en kötü senaryolarda kısmen su altında kalabilir.
► İzmir (Çeşme – Menemen – Foça Ovası)
İzmir’in geniş deltaları ve kıyıya yakın tarım ovaları, deniz seviyesinin yükselmesine karşı en savunmasız noktalardan biri.
Menemen ve Gediz Deltası, bazı haritalarda 2050 sonrası “yüksek risk bölgesi” olarak işaretleniyor.
► Antalya (Konyaaltı ve Serik Çevresi)
Turizm tesislerinin yoğun olduğu bu bölgeler, kıyı erozyonu ve deniz taşkınlarına en açık alanlar arasında bulunuyor.
► Adana ve Mersin (Çukurova Deltası)
Türkiye’nin en geniş deltası olan Çukurova, 50 yıl içinde en çok etkilenecek alanlardan biri olarak gösteriliyor.
Özellikle Yumurtalık, Karataş ve Tarsus’un kıyı kesimleri, su baskını riskinin artacağı bölgeler arasında.
► Samsun ve Sinop (Karadeniz Kıyıları)
Karadeniz’de beklenen fırtına sıklığı ve şiddeti artışı, bölgedeki kıyı kentlerini daha hassas hale getiriyor.
Samsun’un sahile yakın yerleşimleri geçmişte de benzer taşkınlara maruz kalmıştı.
Neden Bu Kadar Hızlı? Tehlikenin Arkasındaki Bilimsel Gerçekler
Bilim insanları, deniz seviyelerinin yükselmesini hızlandıran üç temel faktöre dikkat çekiyor:
- Grönland ve Antarktika’daki buz erimesi
- Okyanusların ısınarak genleşmesi
- Kıyı erozyonu ve fırtına sıklığındaki artış
Türkiye, Akdeniz havzasında yer aldığı için bu etkilerin tamamını aynı anda yaşıyor. Akdeniz ikliminin giderek tropik özellikler göstermesi, tehlikeyi daha görünür hale getiriyor.
Ekonomik ve Sosyal Etkiler: Milyonlarca Kişi Yer Değiştirmek Zorunda Kalabilir
Araştırmalar, kıyı şehirlerindeki nüfus yoğunluğu nedeniyle Türkiye’de 2075 yılına gelindiğinde 1,5 ila 3 milyon kişinin deniz seviyesi yükselişinden doğrudan etkilenebileceğini gösteriyor.
Risk altında olanlar sadece insanlar değil:
- Tarım ve seracılık alanları
- Limanlar ve ticaret bölgeleri
- Turizm tesisleri
- Doğal sulak alanlar
- Kıyı ekosistemleri
Özellikle Gediz, Çukurova ve Bafra deltalarında ekonomik kayıpların büyük olabileceği öngörülüyor.
Uzmanlar Ne Yapılmalı? Adaptasyon Planı Şart
Bilim dünyası, Türkiye’nin kıyı kentlerini korumak için zamanın giderek daraldığını belirtiyor. Önerilen başlıca önlemler:
- Kıyı koruma duvarları ve doğal bariyerler
- Sulak alanların korunması
- Yeni yerleşim alanlarının daha yüksek bölgelere taşınması
- Emisyon azaltımı için ulusal planların güçlendirilmesi
- Afet senaryoları için erken uyarı sistemleri
Uzmanların ortak görüşü net: 2050 sonrası için değil, bugünden harekete geçmek gerekiyor.
Sonuç: Geleceğin Kıyı Haritası Bugün Şekilleniyor
Türkiye’nin kıyı şehirleri, iklim krizinin en görünür etkilerinden biriyle karşı karşıya. Deniz seviyesindeki yükseliş, 50 yıl sonra sadece sahil şeridini değil, yaşam biçimimizi ve ekonomi yapımızı da değiştirebilir.
Bilim insanları, “Bugün alınacak küçük önlemler, yarının büyük felaketlerini engelleyebilir” diyerek uyarıyor.
Kıyılar değişiyor; soru şu: Türkiye bu değişime hazır mı?

